27 Ekim 2016 Perşembe

Şeker hastalarında doğuştan katarakt tehlikesi

Uzmanlar, özellikle şeker hastalığı olanlarda doğuştan katarakt olabileceğini belirtti.

Göz Hastalıkları ve Cerrahisi Bölümünden Op. Dr. Berrin Toksü katarakt hastalığı hakkında bilgi verdi. Toksü, şeker hastalığı olanlarda kataraktın daha erken ve hızlı geliştiğini belirtti.
Kataraktın göz içerisindeki lensin doğuştan bazı metabolik hastalıklar sonucu ya da yaşlanma sonucu şeffaflığını kaybetmesi olarak niteleyen Toksü, “Göz içindeki lens saydamlığını kaybedince hasta dışarıyı göremez, doktor da hastanın gözünün içini göremez. Katarakt doğuştan olabilir. Doğuştan katarakt, çok ciddi tehlikeli bir durum." dedi.
Toksü, "Bebek kataraktlı olarak doğarsa ve bu çok yoğunsa anında göz tembelliği oluşur. Bu nedenle bebeklerin doğumdan sonra muayene edilmesi gerekir. Erken doğumlarda da retina açısından bakılması gerekir. Kataraktı varsa ameliyata alınır, yoksa hafifse, başlangıç halindeyse takibe alınır. Şeker hastalığı katarakt için bir risk faktörüdür. Şeker hastalığı olanlarda daha erken ve hızlı katarakt gelişir. Kortizon kullanımında katarakt gelişir. Bazı metabolik hastalıklarda kataraktın ortaya çıkmasını hızlandırır” ifadelerini kullandı.
“Katarakt hastalığı ne zaman ameliyat edilmelidir?”
Katarakt hastalığında ameliyat sürecinden ve zamanı hakkında bilgi veren Toksü, “Bebeklerde en erken yaşta ameliyat edilmelidir ama göze konulan mercek için 3 yaş civarına kadar beklenmelidir. Çünkü erken mercek takılırsa ilerde kırılma kusurları ortaya çıkar, çocuk gelişimini tamamladıkça. Çocuklarda o nedenle yoğun bir katarakt varsa erken yapılmasını tavsiye ediyoruz.
Büyüklerde katarakt hastalığının ameliyatının zamanını biraz hasta belirliyor günümüzde, eskiden çok ileri dönemde geliyordu hastalar görmelerini iyice kaybedince ama şimdi katarakt nedeniyle görme yüzde 30 bile azalsa hastanın konforu bozulabiliyor, mesleğini sağlıklı olarak icra edemeyebiliyor. Hasta eğer şoförse, pilotsa daha erken ameliyat edilebiliyor. Normalde yüzde 30 , yüzde 20 görme kaybı hastayı rahatsız edebiliyor. Ameliyat zamanı kataraktın yoğunluğuna bağlı ve hastanın mesleki fonksiyonlarını ya da özel hayatını, nasıl sürdürmek istediği ile doğru orantılı” şeklinde konuştu.

Nefes darlığı çekenlere 'IPF' dikkat

TÜSAD Başkanı Filiz Koşar, ölümcül IPF hastalığı için "Erken teşhis için doktora başvurun" çağrısında bulundu. 
Son güncelleme: 24.10.2016 / 16:48:42

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Doç. Dr. Filiz Koşar, yaptığı açıklamada, IPF hastalığının akciğer yapısını oluşturan elastik doku ile nefes alma verme fonksiyonunun bozulmasına neden olduğunu belirterek, hastalığın solunum yetersizliğine yol açtığını ve bu tanıyı alan hasta sayısının da gün geçtikçe arttığını ifade etti.
Hastalığın nedeninin tam olarak bilinemediğini, yaşlanma ile hastalık oranının da ciddi şekilde yükseldiğini anlatan Koşar, "65 yaşın üzerindeki insanlarda belirgin şekilde fazla ama bu demek değildir ki daha genç hastaları görmüyoruz. 40-45 yaşın üzerinde de başlayan hatta çok daha nadir de olsa, daha erken yaşlarda ve çocuklarda da görülen bu tür vakalar var." dedi.
Sigara içenlerde de IPF'yi daha sık gördüklerini vurgulayan Koşar, şöyle devam etti:
"Mesela reflünün IPF nedeni olabileceği söyleniyor ancak bunlar kesinleşmiş bilgiler değil. Genetik bir eğilim olabileceği de söyleniyor çünkü bazı ailelerde daha fazla rastlanıyor.
Aslında belki de en doğru tanım çevresel faktörlerin ortaya çıkardığı ama genetik bir eğilimin de neden olduğu, çok faktörlü bir ileri yaş hastalığı demek belki en doğrusu."
100 BİN NÜFUSTA 5 KİŞİDE RASTLANIYOR
İngiltere'de her yıl IPF'ye bağlı ölümlerin 4 binden fazla olduğunu, ABD'de de benzer görülme oranlarına rastlandığını aktaran Koşar, Türkiye'de hastalığa rastlanma sıklığının her 100 bin nüfusta, 5 olduğu bilgisini verdi.
Ülkede yaklaşık 4 bin vaka görülebileceğini ifade eden Koşar, en önemli belirtinin nefes darlığı, kuru öksürük olduğunu kaydetti.
Oksijen yetersizliğine bağlı olarak diğer organların bozulduğuna işaret eden Filiz Koşar, "Örneğin, parmaklarda çomaklaşma, tırnak yüzeylerinin giderek bombeleşmesi, bunun dışında oksijen yetmezliğine ve akciğerlerdeki kalınlaşmaya bağlı kalbin zorlanması önemli belirtiler. Ayrıca, sosyal hayattan uzaklaşma, işlerini düzgün yapamama, akciğer dokusundaki bozulma nedeniyle enfeksiyonlara eğilimde artış, tekrarlayan enfeksiyonlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor." diye konuştu.
"DOKTORLAR DA UYANIK OLMALI"
Nefes darlığı şikayetiyle başvuran hastalar konusunda hekimlerin de duyarlı olması gerektiğini belirten Koşar, "Bu konuda meslektaşlarımızın çok uyanık olması gerekir. Sigaraya bağlı diğer hastalıklar, örneğin KOAH'da nefes darlığı ve öksürük olabiliyor." ifadesini kullandı.
Hastalığın kısa sürede ilerlediğini, akciğer kanseriyle de karıştırılabildiğini anlatan Filiz Koşar, şöyle konuştu:
"Bazı vakalarda çok hızlı seyirli olabiliyor. 1-2 yılda ölüme sebebiyet veren çok hızlı bir gidiş olabiliyor. Mesela erken evre kanser hastalarında beklenen yaşam süresi en az 5 yıl ve hatta tam şifa sağlanabiliyor olduğu halde, biz IPF için ortalama yaşam süresini 3 yıl olarak veriyoruz. Dolayısıyla bakıldığında kanserden çok daha kötü seyirli olabilen ve tedavisi kanser kadar mümkün olan bir hastalık değil."
Hastalığın önlenemediğine, ancak seyrinin yavaşlatılabildiğine işaret eden Koşar, tek radikal çözüm seçeneğinin akciğer nakli olduğu bilgisini verdi.
Bazı ilaçların hastalığı yavaşlattığını, yaşam kalitesini artırdığını da bildiren Koşar, şu değerlendirmelerde bulundu:
"IPF hastalarında erken dönemde sigaranın bıraktırılması, hastaların grip aşısı ve pnömokok aşısı gibi özellikle belli mevsimlerde olmaları gereken aşılarının mutlaka yapılması gerekmektedir.
Bunun yanında evde uzun süreli oksijen tedavisinin aslında dokuların ve vücudun diğer organlarındaki yetersiz oksijen alımını önlemesi, akciğer hastalığına bağlı diğer organ bozukluklarının daha geç dönemde ortaya çıkmasını sağlaması ve hastanın şikayetlerinin bir nebze olsun düzelmesi açısından faydalı görülebilir.
Bunun dışında egzersiz ve rehabilitasyon programları erken dönemde başlatılmalı."

Hastalığın kanserden daha kötü olduğunu kaydeden Filiz Koşar, nakil dışında çözümü bulunamayan IPF'nin yavaşlatılması için erken teşhisin büyük önem taşıdığını, bu nedenle nefes darlığı yaşaşanların gerekli önlemleri alarak, sağlık kuruluşuna başvurmasını istedi.

Kızartma yağı tekrar kullanılır mı?



Kızartma ile yapılan yemeklerde ev hanımlarının en çok merak ettiği sorulardan birisi de kızartma yağının bir kez kullanıldıktan sonra tekrar kullanılıp kullanılamayacağı konusudur. Bazı kesimler, yağın bir kez kullanıldıktan sonra atılması gerektiğini söylerken, bazı uzmanlar ise aynı yağın doğru yöntemler uygulandığı sürece birden fazla kullanılabileceğini belirtmektedir.

Kızartmadan Kalan Yağın Kullanımı Doğru mudur?
Kızartmadan sonra geriye kalan yağın yeniden kullanımı bazı kesimler tarafından onaylanmasa bile mümkündür. Ancak burada işin püf noktası; kalan yağın doğru şekilde saklanması ve en fazla birkaç kez daha kullanılmasıdır.

Kızartmadan Kalan Yağ Kaç Kere Kullanılmalıdır?
Kızartmadan sonra kalan yağ genellikle çok miktarda olacağı için hepsini tek seferde kullanıp sonrasında da çöpe atmak hem maddi olarak yük olmaktadır hem de yağ boşu boşuna israf edilmektedir. Bu yüzden yağ çok fazla abartılmamak kaydı ile birkaç kere daha kullanılabilmektedir. Kızartmadan sonra kalan kızartma yağının kullanımında ideal tekrar sayısı üç ya da en fazla dört keredir. Ancak eğer kızartmanın içerisinde pişen yiyeceklerden kalan artıklar bulunuyorsa bu durum yağın ömrünü 1-2 gün daha aşağı çekecektir.

İdrar kesesinden 8 santimlik

50 yaşındaki Halil Köroğlu'nun, idrar kanalı ve idrar kesesinde saptanan 8 santim uzunluğundaki odun parçası operasyonla alındı. 
Son güncelleme: 27.10.2016 / 11:52:34

Zonguldak'ta, idrar yapma zorluğu şikayetiyle hastaneye giden 50 yaşındaki Halil Köroğlu'nun, idrar kanalı ve idrar kesesinde saptanan 8 santim uzunluğundaki odun parçası operasyonla alındı.

Kentte bir boru fabrikasında işçi olan 2 çocuk babası Halil Köroğlu, yüksek ateş ve idrar yapma zorluğu şikayetiyle geçen 13 Ekim’de Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi'ne gitti. Üroloji Doktoru Metin Kılıç'ın yaptığı kontrolde, Köroğlu'nun idrar kanalı ve kesesinde bir cisim saptandı. 20 Ekim'de hastanede yaklaşık 2 saat süren operasyonla idrar kanalından keseye doğru uzanan 8 santim uzunluğundaki parça alındı. Çıkarılan cismin odun parçası olduğu ve etrafının taşlandığı belirlendi.
'40 YIL ÖNCE KARDA KAYARKEN CİSİM BATMIŞTI'
Sağlığına kavuşan Halil Köroğlu, ilkokul 2'nci sınıfa giderken kışın bahçede naylonla kayarken kasığına bir cisim battığını, idrar kesesindeki odun parçasının o olduğunu düşündüğünü söyledi. Köroğlu, şöyle konuştu:
"Daha önce de ağrı ve yanma oluyordu. Ama önemsemiyordum. Ağrılarım artınca Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi'ne başvurdum. Burada yapılan tetkiklerde idrar yolunda tespit edilen odun parçası ameliyatla alındı. Çocukken karda kayarken girdiğini düşünüyorum.
Odunu görünce şaşırdık. Ailece şaşırdık. Şimdi iyiyim. Hocamıza teşekkür ediyorum beni bu dertten kurtardığı için." 44 yaşındaki Halise Köroğlu ise eşinin ameliyatında çıkan cismin odun parçası olduğunu öğrenince şok geçirdiklerini söyledi.
Halise Köroğlu, "Küçükken insan misket, boncuk yutar ama böyle bir şey ilk defa duydum. Şaşırdım. Hala daha kendimizde değiliz" dedi.
'TIP TARİHİNDE RASTLAMADIK'
Dr. Metin Kılıç ise, "Genel durumu düzeldikten sonra hastamızı operasyona aldık. İdrar kesesindeki taş kırıldı, taşın içerisinde 8 santim uzunluğunda odun parçası gördük. Bu çok nadir bir durumdur. Hastanın ifadesine göre; 40 yıl önce bahçede kayarken bir kaza geçirmiş.
Kaza sırasında o bölgeye odun parçasının girdiğini tahmin ediyoruz. Bunun üzerinde bir taş oluşmuş. Hastamızın genel durumu gayet iyi. Biz de böyle bir şey olduğunu tahmin etmiyorduk. Araştırmalarımızda tıp tarihinde böyle bir vakaya rastlayamadık.
Bu zamana kadar hastanın idrar şikayetleri varmış ama uzun süredir böyle yaşadığı için idrarın böyle yapıldığını sanmış. Normal yaptığını sanmış" dedi.